Acı Hissediyorum Öyleyse Yaşıyorum

Brad Pitt ve Edward Norton İleri Oyunculuk Teknikleri 501

İlk kural hiç kimseye Dövüş Kulübünden söz etmemek; ikinci kural Dövüş Kulübünden hiç kimseye söz etmemek. İlk kuralı bozuyorum. İkinci kuralı bozuyorum.İlk seyredişimde bir eşcinsellik hikayesi okuyorum ikinci seyredişimde bir hayali arkadaş hikayesi. Alçaklar, kurgu baş döndürücü.İlk hikaye: terli erkek bedenleri arzunun sona erişini kutlarcasına şiddetle birbirlerine çarpıyorlar, daha sonra birbirlerine minnetle sarılarak. Dokunulursa kirlenilecek karşı cins ve ancak şiddetle birbirlerine dokunabilecek olan hemcins. Erkeklerle dost olup kadınları beceren bir ikon ve mağarasındaki penguenden başka dostu olmayıp ikonuna hayran bir çelimsiz, dudaklarından düşürmediği sigarasından başka tutunacak şeyi kalmamış bir bez bebek.

İkinci hikaye: olaylar on yaşındaki çocuklar arasında geçmektedir. Kızlarla erkekler birbirlerini bir yandan çeker bir yandan iter. Bir çizgi roman dünyasında hayal arkadaşı kusursuz bir karateci olan kahramanımız aşık olduğu kızı etkilemek için dünyayı değiştirmeye karar verir.

İki hikayeyi birbirine karıştırıyorum. Kahramanımız “eskiden tuvalette porno dergilere bakardık şimdi mobilya kataloglarını karıştırıyoruz” diyor (Filmde kullanılan IKEA markası Avrupa’da da genç, kentli okumuş, meslek sahibi bir kesimin künyesinde yazılıdır. Çok da pahalı olmayan akıllı ve seçkin bir tasarımı erişilebilir kılar. Özellikle de pop star olamayanlar için! ). Bir televizyon programı “eğer siz de kendi tarzınızı yaratmakla ilgileniyorsanız programımızla bir sonraki randevunuzu kaçırmayın” diyor. Kendi kendimiz olmak için bir çabaya ihtiyacımız olduğu kesin. Elbette ki kişilik, doğal bir veri değil, kurulmuş, inşa edilmiş bir bütünlüktür (ya da parçalanmışlıktır). Ama bunu düşüncelerimiz, yaşama deneyimlerimiz ve duygulanımlarımızla değil, parasını verip aldığımız bir nesneyle yapmamızı öneren bir dünya ile yüzyüzeysek, onun, çağrısı/saldırısı karşısında, tehditi altındaysak çıkışımız ne olabilir?

Fight Ikea

“Hiç birşey bulamazsan kapitalizm eleştirisi yaparsın”. Adam böyle deyince yüzüne şöyle bir baktım, haklıydı, kapitalizmi eleştirmekten kolayı yoktu muhalif olmak için. Zoru neydi peki? Sanırım işleyişinin mekanizmalarını ortaya dökerek arzuladıklarımızla arzulattırıldıklarımız arasındaki farkı göstermek. Nihayetinde anarşist ve muhafazakar bir finalle bağlansa da Dövüş Kulübünü sıkı bir tüketim toplumu eleştirisini başaranın yine bu toplumun ideolojik kabelerinden Hollywood (kutsal orman-yeşilçam…hayal tacirlerinin ağaçlarla alıp veremediği nedir acaba?) olmasından dolayı dudaklarımı kemirerek izledim. Brad Pitt gibi bir Hollywood ikonunun bu tür bir eleştiri içinde yer alması, bir pop-star gibi deri ceketler ve fırlama hallerle ortalarda gezinmesi önce beni yabancılaştırdıysa da final herşeyi açıkladı. Calvin ve Hobbes, Süpermen ve Clark Kent neyse bu ikisi de öyleydi.

Sadomazoşizmin ayak seslerini zaten uzunca bir süredir duyuyorduk. İnsanların bireyliklerini aşılmaz duvarlarla korudukları ve bu duvarlardan içeri yalnızca nesneleri soktukları bir yaşam tarzında okşamak inandırıcılığını yitirir ve “ötekinin” sınırlarını aşamaz, oysa yumruklar, dişler eti delip geçerek açtıkları yaralarla gerçek bir deneyimi paylaştırıp kanı kana karıştırırlar. Kontrol, disiplin, sınırlama üzerine kurulu bir toplumsal yaşantıda hazzı saklandığı yerden çıkarmak giderek zorlaşır. Bizim gibi arzunun, iştahın, cinsler arasındaki heyecanın henüz tükenmediği toplumlarda bile hissedilmeye başlanılan bir yalnızlıktan çıkmak, sıkı bir sarsıntı gerektirmeye başlar.

Hollywood böylesi sıkı bir eleştiriyi kaldırabiliyorsa bu sadece, soğuk savaşın kesin sonuyla her türlü meydan okumaya küstahça dudak bükecek bir şatonun ideolojik kalkanı olduğundan değildir. Filmin sonunda kitleselleşen her hareketin toplu bir çılgınlığa dönüşeceği, insanüstü bir kahraman tarafından da yönlendirilseler alt sınıfların aptallıklarından kurtulamayacakları gözlerimizin önüne serilir. Amerikan aşırı sağının ve solunun birleştiği imha anarşizminin ancak çocuksu bir çıkışsızlıkla sonuçlanabileceği fısıldanırken, havaya uçan gökdelenlerin romantizmi görsel bir şıklık olarak yerine yerleşir. Ama bunu bilmek, seyrettiğimiz nefis kurgudan, deli bal lezzetindeki karakterlerin çocuksu yanlarımızı kaşımasından aldığımız hazzı engellemez. Dövüş Kulübü insana kolay unutamayacağı bir yumruk atıyor, bu doğru; bakalım gözümüzdeki morluk geçince nasıl hissedeceğiz?

Şunu hayal edelim: Dövüş Kulübünün bombalarının hayal dünyasında yaptığını önümüzdeki yılın sıfırları yaparsa yani bizi köle kılan sistemler çökerse insanlık tarihi yeni bir aşamaya girer mi? Çok değil, birkaç yüzyıl sonra tarih kitapları, şu ikibin yıldan “insanlığın karanlık çağı” olarak sözedebilirler mi? Yoksa Tyler Durden’ın yatakta yatan dostuna mırıldandığı gibi çocuklarımız gökdelenlerdeki sarmaşıklara tırmanıp otoyol boyunca geyik eti mi dizerler?

 
Nazlı Ökten
 
Advertisements
Leave a comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: