BENİ TELE-EVERSENE

kadınların öcü

 

İncecik bir genç kadın, bahar dalı gibi dedikleri türden, köylülükle şehirlilik arası gelip giden diline inat görüntüsü bir mankeni andırıyor. Konuşmaların kelimelere dökülemez derecede coşkulandığı anlarda , ki bunlardan çok sayıda var, omuzlarını titreterek dansetmeye başlıyor. Bu dansı tanıyorum: gençlerin dansetmeye cesaretlendirildiği köy düğünlerinde, evlenmemiş genç kadınlar böyle oynar. Kalçaların değil omuzların hareketlendiği bir tavırla. Göbek dansının kalçalarla vurgulanan ağır cinselliğindense, tazecik (zerzevatı tanımlamak için kullanılan dil, sıklıkla kadınlar için de kullanılır) omuzların hafiften cilvelenmesidir esas. Bir ahir zaman çöpçatanı da ancak bekar bir genç kadın olabilirdi zaten. Önce biraz daha kenardaki bir televizyon kanalında başlayan programını majör kanallardan birine transfer eden şey, sadece ekran sempatisi olmasa gerek. Gerçi ekran sempatisinden fazlasına sahip; televizyonun bakıcılığında büyümüşcesine kodlara hakim, insanların gözlerinin içine bakmayı, hikayelerinin ballandırılabilecek ayrıntılarını es geçmemeyi, yakınlığı-uzaklığı, sertliği-yumuşaklığı, velhasılı kelam televizyonun tüm o duygusal fırtınasını kullanmayı çok iyi öğrenmiş gibi. Programın ana teması evlilik. Önce tanışma adı verilen bir bölümde, evlenmek isteyen her yaştan ve cinsiyetten aday, neden orada olduklarını anlatan ve kendilerini tanıtan kısa bir konuşma yapıyorlar. Ardından telefonla bağlanıp kendilerini beğendiklerini söyleyenlerle bir tür öngörüşme gerçekleştiriyorlar; prensipte anlaşılırsa bir dahaki program ya da bazen hemen stüdyoya gelenler arasından bir seçim yapılıyor. Süreç zamanlama açısından Taylor’u kıskandıracak bir kesinlikle tasarlanmış ve evlendirme aygıtı tıkır tıkır işliyor. Evinde büyülenmiş bir şekilde izleyenlerin bir kısmı, mahremiyet mevhumunu yerle bir eden sürecin komedisine, bir kısmı trajedisine, çoğu kez herkes ikisine birden takılıp kalıyor. Emeklilik maaşları, ev-araba mülkiyeti, gelirler, meslekler, yaşlar havada uçuşuyor. Aile ve mülkiyetin temelleri konusunda sayfalarca Engels ya da özel olanın siyasiliğine dair sayfalarca feminist literatür, evliliği bundan daha iyi büyübozumuna uğratamazdı! Çöpçatanlık programlarının dönüşünü özellikle Amerikalı medya analistleri, yeni muhafazakarlığın yükselişiyle paralel açıklıyorlar. Muhafazakarlık işte, nesi yeni diyeceksiniz; bir anlamda tüketim toplumuyla karşılaşıp ayakta kalmış bir muhafazakarlık diyebiliriz. Post-feminist diye adlandırabileceğimiz bir yaklaşıma da kaynaklık eden bu eğilimin bir uzantısı olan Ally McBeal gibi, evlenmemiş genç kadınların patolojik yanı üzerine kurulu diziler, izdivaç piyasasında kadınların yeni edindiği seçici rolüyle başa çıkmaya çalışmalarını anlatıyorlardı.

Sakar ve sempatik tıpkı Bridget Jones gibi!

 ‘Chick tv’ yani bir nevi piliç tv olarak anılan bu eğilimin en özgürlükçüsü sayılan Sex and the City neredeyse bir referans oldu . Gerçi evliliğin aşkla ilişkilendirilerek ailelerin seçimlerinden bağımsızlaşması, Batı Avrupa ülkelerinde Birinci Dünya Savaşı sonrasına dayansa da kadınların bu seçimin gerçek temelini oluşturacak maddi özgürlüğü kazanması ve doğum kontrolüyle mümkün olabilecek bir cinsel özgürleşme için İkinci Dünya Savaşı sonrasını beklemek gerekecekti. Kaba bir dönemselleştirmeyle Batı’da 70ler ve Türkiye’de seksenler, kadın özgürleşmesi söyleminin parlak yıllarıyken, 90lar, tamamlandığı iddia edilen özgürlüğün getirdiği yalnızlıkla başa çıkma yollarının kültürel olarak çeşitlendirildiği yıllar oldu. Aynı sıralarda yalnız kadınlara tahammülü olmayan Türkiye’de, yetişkin kadın-erkek ilişkileri ancak genç evli kadınların kocalarıyla olan ilişkilerindeki iniş çıkışların konu edildiği dizilerde yansıtılabiliyordu: Asmalı Konak, Çocuklar Duymasın, Ayrılsak da Beraberiz, değişen kadınlara uyum sağlamakta zorlanan erkeklerin ve onlardan vazgeçemedikleri için onlarla mücadele eden kadınların hikayesini anlatıyordu. Kadın ve erkeğin cilveli mücadelesi, Yeşilçam’ın, Bollywood filmlerinden mülhem sahnelerinde kaçıp kovalamacalı ve sonunda birleşmeli danslarla temsil edilmekten çıkıyor ve bitmek bilmeyen söz düellolarının, tavır koymaların çemberine çekiliyordu. Türkiye televizyonlarındaki ilk çöpçatanlık programıysa, Nurseli İdiz’in sunduğu Saklambaç’tı ve casting ajanslarından bulunmuşa benzeyen genç çiftleri romantik bir akşam yemeğinde buluşturmayı hedefliyordu. Seçimin doğrudan biyolojik temelli yapılmasını engelleme iddiasındaki paravan, bizi, kadın ve erkek arasındaki uzlaşmaz ‘fark’ın ayırıcı dünyasına atıyordu. Günümüzün evlendirme programlarında bu paravan, en son aşamada,uygun adaylarla sohbet kısmında, biraz da gerilimi arttırmak için kullanılıyor. Meşru görülen yaş farkı, beş civarında. Aday ‘bakımlıysa’ fark çoğalabiliyor. Program sırasında kahkahalar, en çok sıra, köylerden gelen yaşlı bekar erkeklere geldiğinde duyuluyor. Bu yaşlardaki köylü kadınları aday rolünde görmediğimizden, izleyicilerin de büyük bölümünü kadınlar oluşturduğundan, erkek cinsinden bir tür hınç alma arzusuyla kahkahalarla karşılanan bu ‘dedeleri’ korumak, onlara gösterişli bir şefkat ve anlayışla yaklaşan sunucuya düşüyor. Dedelerin çoğu, kendilerine bakacak birini arıyor.

Sex&The City Kızları

Sex and the City’nin bir bölümünde, ateşi yükselen Samantha’nın Carrie’ye “Evlenmeliydim. Sana bakacak bir adamın olmaması çok boktan” demesini hatırlatıyor . Ama çoğu yalnız ve yaşlı insanın, kendilerini “duvarlarla konuşmaktan” kurtaracak birini aramalarında dokunaklı bir yan var. Yalnızlaşmanın, kolektif yaşam biçimlerinin giderek ikili varoluşa ve nihayetinde bu iki kişinin de birbirinin hastabakıcısı olmaya indirgendiği, küçülen hanelerin hikayesi. Yazları Sivas’taki köyünde, kışları İstanbul’da geçiren 70 yaşında bir erkek içtenlikle şikayetçi, evlendirme programlarından birinde: ‘dere kenarında, benimle evlen dedim bir tanesine, aldı taşı eline, bunu görüyon mu, bi daha dersen kafana vururum bu taşı, diye kovaladı beni. Devlet bunlara para veriyo, kimsenin kahrını çekemem diyolar, evlenmiyolar’ İzleyicilerden bir kadın, o zaman sana da vermesin devlet maaşını deyince, ne ilgisi var gibilerden bakıyor. Elinizde taş, ekrana bakakalıyorsunuz, atmaya içiniz elvermeyerek! Hizmetini görmek, kahrını çekmek, sık duyulan sözler ve evliliğin kadınlara biçtiği payı durmaksızın hatırlatıyorlar. Pierre Bourdieu, kendi köyünün de bulunduğu Béarn bölgesinde evlilik sistemlerindeki değişimi anlattığı çalışmalarını topladığı Le Bal des Célibataires (Bekarlar Balosu) kitabına bir gözlemle başlar. Kendi yöresinde çalışma yapmasına neden olacak bir gözlemdir bu aynı zamanda: pistte danseden kadın-erkek topluluğunu kuşatan ve giderek daralan bir erkek çemberi. Bu gözlemden yola çıkarak araştırmaya başlayan Bourdieu, kırsal topluluğun erkekleri için istediğini kızları için istemediğini yani kadınların artık köylü erkeklerle giderek daha az evlendiğini ortaya koyar. İşleyen süreç, daha sonra evlilik piyasasının birleşmesi adını vereceği bir tür yayılma ve açılmadır. Bir anlamda evlilik, serbest piyasanın mekanizmasına dahil olur. Bu piyasada, kentli erkek en üsttedir. Seçim alanı hem kenti hem kırı kapsar. Oysa büyük toprak sahibi olmayan çiftçi, kadınlar, zor yaşam koşullarında kendilerine düşen payın farkında olduklarından kısıtlı evlenme şartlarına sahiptir. Kentleşme ve modernleşmenin sonucu olarak, evlilik sadece ailenin seçiminden özgürleşmekle kalmaz, aynı zamanda birleşmiş bir ulusal piyasanın hiyerarşisine tabi olur . Programlardan birinde sunucu, yetmişbeş yaşlarında bir adamın kucağına oturuyor. ‘Dünya ahret evladım ol diyo, Recep Amca ya valla ya’ diyerek sempati gösterisini tamamlamak üzereyken göğsünü kavrayan elin sahibi birleşmiş izdivaç piyasasının yeni hiyerarşisinden nemalanan gösteri toplumunun oyuncağı, her yaştan kadını her durumda ‘alınabilir’ sayan, uzayıp giden bir eski zamandan bir Recep amca. Ya valla ya…

Recep Amca

Nazlı Ökten

Amargi 2008

Advertisements
Leave a comment

2 Comments

  1. Bu bir Alışveriş Metaı Ben Olan* « kadınbedensahnedünya
  2. Bu Bir Alışveriş Metaı Ben Olan* | Haber Fabrikası

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: