Hangi Evin Kızı

sabahsabah
Bayan, kadın, hanım, kız, bacı hangisiyiz önce karar vermek mi lazım? Oysa bizden önce veriliyor karar, henüz biz çağrılırken daha. İdeoloji, çağırır diyordu Althusser, seslenir, seni bulur. Ve biz cevap veririz. Sadece sesimizle değil elbet, görünümümüzle, işimizle. Çoğumuzun işi görünmez, kıymeti bilinmez. Ev işi de böyledir: ütü, çamaşır, temizlik, yemek kendiliğinden olur sanki; sanki kadınların yaptığı tüm o işlerin bir piyasa karşılığı yoktur. Ev temizliği işi yapanların kısaca “kadın” diye adlandırılmaları tesadüftür. Nefes almadan o işlere koşturup bir haneyi ayakta tutarken bir de televizyon mu izliyorlar, vay hallerine. Geçtiğimiz günlerde bir kamera konuşlanmış artık İstiklal Caddesi midir, neresidir, İstanbul’u temsil ettiği düşünülen caddelerden birine, soruyor mikrofonu uzatıp: Türkiye’de 25-29 yaşlarındaki genç kızların üçte ikisi “ev kızı” ne düşünüyorsunuz? “Gözüme görünmesinler” diyor yaşlıca bir kadın, sizce evde ne yapıyorlardır sorusuna “kadın programlarını izliyorlardır herhalde” diye cevap veriyor küçümseyerek, öğrenci olduklarını söyleyen iki genç kadın.Kadın programları, televizyon açısından bir tür “underclass” yani sınıfaltını temsil ediyor. Alt sınıf bile değil, sınıfların bile altında. Sosyal bilimcilerin bir kısmı, bu kavramın yapılanmasını eleştirirken, tehlikeli, iflah olmaz, toplum dışı bir kesime dair söylem ürettiğini, bu söylem alanının da tahakküm ilişkilerinin meşruiyetini yeniden ürettiğini iddia ederler. Kadın programı diye adlandırılan sabah kuşağı programları da bence benzer bir görev ifa ediyorlar günlük dilimizde. Tehlikeli değilse bile bayağı, iflah olmaz değilse bile üretken olmayan, toplumdışı değilse bile kenarı… Ev kadını, bir hanede hayatın sürdürülmesinde esaslı bir çalışan değil, edilgen ve sığ bir tüketici olarak aşağılandıkça bir tür ayrımcılığa maruz kalıyor aslında. Bundan birkaç ay önce Seda Sayan’a rastladım program seyircilerini azarlarken: “ Bi durun, bi susun, anlamadan dinlemeden herşeyi alkışlamayın, sonra sizin için neler diyorlar, ben sizi savunuyorum” Öylesine ciddi bir hali vardı ki. Televizyon, sahtekarlığı kaldırmayan bir mecra sahiden, o nedenle televizyon figürlerinin biraz kişilik yarılmasına ihtiyacı var: size en çok siz inanacaksınız ve her an söylediğinizin tam tersini eş bir samimiyetle savunacak bir ruh haline ve meşrebe sahip olacaksınız. Seda Sayan da, toplumsal hayatın sağını solunu, aşağısını yukarısını, önünü arkasını görmüş çoğu yükselen gibi, izleyicisinin nabzını avucunda tutuyor. Onlara sinirlenirken bir yandan da kendi konumunu yükseltme telaşında. Bana layık olun bakalım, bak ben yükseldim, sizi de elinizden tutup yükseltmek istiyorum der gibidir.Bir ara, sanırım Ahmet Tulgar, Kırmızı Türkler diye bir mevhum atmıştı ortaya. Sahiden de çok isabetli olduğunu düşündüğüm, ihtiyaç duyulan bir kategoriydi bu. Kırmızı Türk kadınların ilahesidir Seda Sayan. Sonuna kadar buralıdır, hem Tokatlı, Kasımpaşalı hem de, sarışındır, mavi gözlüdür ama el öper, büyüğünü küçügünü bilir. Seda Sayan, hem helva hem halva demeyi biliriz türünden bir kadındır. Herbirimizin dilini konuşabileceği hissinde bırakır bizi. İzleyicilerini azarlarkenki rahatlığını sadece oraya gelmek için para aldıkları ya da çeşitli nedenlerle tedavi görmek istedikleri için kendisine bağımlı olmalarına bağlayamayız. O da izleyicilerini her dilden çağıranlardandır. Konuşmaya kibar kibar girip, birkaç dakika içinde sesini yükseltebilir ya da bağırarak başladığı bir konuşmayı gözyaşlarıyla şefkatli bir kadın olarak tamamlayabilir. Mini eteğinin üzerine başörtü takabilir. Her halimiz ve her anımız olabilir. Her çağrıya karşılık verebilir. Her adlandırmayı bir yolunu bulup taşınır hale getirebilir. Tüketim toplumuna yetişmek için koşturan geleneksel toplumun kadınlarının yol göstericisidir. Güvenilirlik anketlerinde boşa çıkmaz zirveye. Sırrı buradadır. Her çağrıya cevap veren ve herkesi çağıran tüketim toplumunun buraya özgü şekillenmesinin yıldızıdır. Buraya özgü dediysem tüketim toplumunun şahikası Amerika Birleşik Devletleri’nden çok da farklı sanılmasın. İki kırık hayat hikayesi, bir gözyaşı, bir itiraf arasında, yeni deterjanı deneyip geri gelecektir. Dünya televizyonlarında 1990’larda genel adı talk-show olan televizyon programlarının -bizde bu isim sadece gece geç saat yayınlanan ve üniversiteli gençlik kitlesine hitap ettiği varsayılan ünlü konukları ağırlayan programlar için kullanılır- insanların özel hayatlarındaki farklılıkları, normal olduğu varsayılan çizgiden sapkınlıkları gözönüne seriyordu. 80’li yıllarda soap-opera denen pembe dizilerin kurgusal olarak yaptıklarını, gerçeklik düzeyinde tekrar ediyorlardı bir yandan da. Aldatan eşler, hastalıklar, ilişkiler, anne babalarını arayan çocuklar, çocuklarını arayan anne babalar, kavgalar, düşmanlıklar, bitmek bilmez aile karmaşaları…Geçmişte yen içinde bırakılan kırık kolun, kumaşa sığmayan görüntüsü. Seda Sayan bu kolu sararken, payetli, janjanlı, pullu bir kumaş bulup çıkarıveren bir zamane azizesidir. Çaput bağlamaktan daha etkili bir yolla, kapısına gelenleri hastaneye gönderecektir. En çok da bebek sahibi olamadıkları için kendisini eksik hisseden genç kadınları.Kadınlara yönelik çoğu çağrı, kendilerini eksik hissetmelerini sağlar. Ev kızları çalışmadıkları, çalışanlar evlenmedikleri, evlenenler doğurmadıkları, doğuranlar iyi anne olmadıkları için eksiktirler. Çünkü kendilerini ne denli eksik sayarlarsa o denli sorgusuz itaat edeceklerdir. Çağrıldıklarında koşup gelecek, kendilerine düştüğü varsayılana sessizce razı olacaklardır. Çağrıldığımızda koşup gidecek miyiz? Hep çağrılmayı mı bekleyeceğiz? Hepimiz biliyoruz: kadınların daha çok çağırmaya, adlandırmaya, adlandırılan değil ad koyan olmaya ihtiyacı var.

 
30 Mart 2008 Radikal 2
Advertisements
Leave a comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: