Hoşgeldin Hotel California’ya

 

Albüm kapağı neredeyse kitsch

 

Yazlıktasın. 15-20 yaşların gidip geliyor. New kid in town, Hotel California, Soldier of Fortune, gidip geliyorsun. Öte yanda, ayağı kırılmış o tahta masa senden çok vefalı çıktı sevgilim. Manikürlü tırnaklarıyla kaygan bıyıklı baygın bakışlı Ümit Besen’den şarkılar duyuyorsun çevreden, kaseti teybe koyan asla sen değilsin ama şarkıyı mırıldanırken buluyorsun kendini: Nikahına beni çağır sevgilim, istersen şahidin olurum senin, bu adam kim diye soran olursa eski bir tanıdık dersin sevgilim. Kız liselerinin çıkışlarında erkekler beklerken son zili, arkadaşların eteklerini yukarı kıvırıyorlar. Bazıları oyunun nasıl oynanması gerektiğini zaten biliyor gibiler; çocukların gözlerine gözlerini dikip hep canlı bir ilgiyle onları dinliyorlar. Anlat canım ben senin ne denli ilginç biri olduğunu anlıyorum. Milliyet’in müzik yarışması en önemli aşamalardan biri; orada da kimseyle flört edemezsen işin bitik.

İlk kez öpüştüğünde bunu sırf meraktan yapıyorsun. Eh bütün arkadaşların denemişler senin de okul açılınca anlatacak bir şeylerin olsa iyi olur. Ama fazla da ileri gitmemek lazım. Kulaktan kulağa anlatıyorlar: hani o basketçi çocuğa sormuş arkadaşı bu şişko kızla niye çıkıyorsun yoksa yatıyor musunuz diye, o da hiç kalkmıyoruz ki demiş. Merakının sınırları var, kendini küçük düşürmek istemiyorsun. Pink Floyd dinliyorsun İngilizce sözleri bulup buluşturup eşlik ediyorsun çalan kasete. Niye böyle? Oysa daha fazlasını istiyorsun. Annenin kolları duvar olup seni sarıyor… We are just two lost souls swimming in a fish bowl. Peki ya ruh ikizin nerede?

Sophie Marceau

Şarkılar peşini bırakmıyor. Uyku biraz uyku bütün isteğim buydu. Güneş, rüzgar ve deniz teninde iz bırakıyor. Bir bedenin olduğunu hatırlıyorsun her zamankinden fazla; acıyor, istiyor, hissediyor. Şarkılar geçiyor üzerinden, filmler. 80lerde cebinde sinemaya gidecek parası olan genç bir kentliysen Grease, La Boom ve sonra Flashdance cinselliğinin üstüne yazılır. Sinemadan çıktığında elini tutabileceğin biri varsa gidilebilecek iki kafeteryadan birine gidip oturursunuz tedirgin. Bilmem kim teyzenin sevgilisine sarılırken sokakta gördüğü arkadaşını annesi fena fırçalar. Kulaktan kulağa ürpertici hikayeler anlatılır: kent masalları. Genç çiftlerin başından geçen korkunç olaylardır bunlar; gözdağı verilir. Bir tanesinde evinde yalnız kalan genç kız nişanlısını beklerken etrafı saran adamların pancurların arkasından bakmaları yüzünden delirme noktasına gelir. Bir diğerinde ormanlık yolda arabaları bozulan çiftin erkeği yardım aramaya gittiğinde kız arabada yalnız kalır; kapılar kilitlidir. Bir süre sonra arabanın tepesinde duyduğu su damlamasına benzer tıpırtının delikanlının kesilen boğazından akan kan damlalarından geldiğini öğreniriz.

Bir dişiysen cinselliğin tecavüz olduğunu öğrenirsin ilkin. İyi kadınların cinselliği yoktur: ancak tecavüze uğradıklarında tanışırsın cinsel edimle. Zaten nasıl yapıldığını öğrenmek yeterince travmatik olmuştur; hele bir de annenle babanın da bunu yaptıkları fikri, ögğ… Sen buna asla izin vermeyeceksindir. Ta ki ergenlik, fikrini değiştirene kadar. Ama kafan hep karışıktır. Ta ki ilk kürtaj söylentileri gelmeye başlayana kadar.

Deep Purple’ın Japonya konserinin en iyisi olduğu, Roger Waters’dan önce Syd Barret’ın Pink Floyd’un beyni olduğu (hani şu inek kapaklı tuhaf isimli albüm), Yoko Ono’nun Beatles’dan götürdükleri, John Lennon’a getirdikleri bilinmesi gerekenler arasındadır. Tartışmalarda kullanılacak bilgi çok değerlidir çünkü bilgi kaynakları aşırı sınırlıdır. Konserlerde ellerini göğüs hizasında değil yukarıda tutarak alkışlayanlar sayılıdır; bunlar Avrupa görmüşlerdir. Heavy Metal konserleri sinema salonlarında yapılır ve insanlar tuvaletlerde üstlerini değiştirip müziğe uygun bir hal ve tavır takınırlar. Kolaysa dışarıda öyle gez bakalım zaten şurada darbe olalı kaç yıl olmuş ki?

Şarkılar hep karmakarışıktır. Dünya batmış rüya bitmiştir, Hotel California’dan dışarı asla çıkış yoktur, şehre yeni bir çocuk gelmiştir, İstanbul’a yağmur yağar ve gidecek fazla bir yer yoktur. Hotel California anahtar şarkıdır, gençliğin milli marşıdır, her gitarlı kumsalın vazgeçilmez mırıltısıdır. On a dark desert highway cool wind in my hair warm smell of co… rising up to the air. Ne kokusuydu sahi bu, senelerdir öğrenemedim. Girdiğin o otelden çıkamayacaksın evet: bunun adı büyümektir. Bu şarkıyı o yüzden, böyle çok sever kuşaklar. Mercedes Benzli kadın, arkadaş adını verdiği çocuklarla içkisini yudumlayacak, aradığın içki yıllardır orada bulunmuyor olacaktır. O içki, kaybolmak üzere olan masumiyetidir. Artık büyümek zorundasındır. Bir kez girdiğin bu dönemden asla çıkamayacaksındır çünkü geriye dönüş yok, çıkış yok.

Nazlı Ökten

Altzine’in eski sayılarından

Advertisements
Leave a comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: