Suçu Anneye Yükle!

Neriman the one and only

Şu sıralar 30-40 yaşlarında olanlarımızın babalarının hayallerini süsleyen kadınlar, ince belli, geniş kalçalı, uzun boylu, dik bakışlı kadınlar… Girdikleri yerde başları kendilerine çevirten, bir bakanı bir kez daha baktıran, bu dünyada kayda değer bir yer kaplayan kadınlar, erkeklerin hem arzulayıp hem ürktüğü kadınlar… Her erkeğin ‘taşıyamayacağı’, her kadının kıskanacağı kadınlar. Siyah beyaz hayalleri süsleyen, büyük göğüslerine başını saklayıp kaybolma arzusu veren kadınlar.

Neriman Köksal bunlardan biriydi kuşkusuz. Az proteinle beslenmiş, kavruk bir kuşağın erkeklerinde tüm perdeyi kaplayan, korkularıyla arzularını aynı anda çağıran bu kadınlar ‘kötü’ olmaya mahkum gibidirler. Buram buram cinsellik kokmadan varolamayan bu kadınlar, bu yanlarıyla meleksiliğe aday olamayacaklarına göre bastırılmış arzuların açığa çıkmış nesnesi olarak birer hedef tahtası gibidirler. Mekanda fazla yer kaplaması, fazla gülüp fazla konuşması, kısacası dikkati kendisine çekmesi neredeyse yasak olan kadınların tüm bunları yapmasına izin verecek tek şey erkeklerin arzularının nesnesi haline gelmektir.

Koyu bir Neriman Köksal hayranı olduğunu her fırsatta belirten Sakıp Sabancı, onun cenazesinde bile ‘geniş balkonlarından” söz etmekte bir sakınca görmemişti doğrusu. Yaşlanıp ölmüş bir kadının artık cinsel nesne olarak değil sevimli ve muzır bir hatıra olarak kalacağını hatırlatmak ister gibi, ya da ‘zenginle delinin yaptığına akıl sır ermez’ dedirten atasözünün hoşgörüsüne saklanarak.

Perdeye savrulmuş yoğun sigara dumanının ardından delici bakışlarla bakan gözleri, kayıp bir hülyanın güçsüz ve cılız kollarını değil, ne istediğini bilen gerçeğin kuvvetle bilenmiş sarmaşıklarını andırır. Bu beden, kadını üremeye ve çoğalmaya yönelik bir makine haline getirdiği ölçüde hapseder; bastırılıp sindirilmeye çalışılan kadın bedenlerini mekânın merkezine koyduğu oranda özgürleştirir. Vamp kadın, cinsel nesneliğin hapishanesi olduğu kadar, edilgenliğin kırıldığı sınırsız bahçedir de. Vampir kadındır; erkeğin kanını emer, onu enerjisinden yoksun kılar ve bir hayalete çevirir. Doğuran, hayat veren rahmin ıssız karanlığı, erkeği her an yutmaya, verdiği yaşamı geri almaya hazır bir kara deliktir. Ölüm ve cinsellik, Eros ve Thanatos hep elele yürüyen iki kardeş, vamp kadının iki omzundaki iki melek.

90lı yılların sonunda, Eyes Wide Shut, Nicole Kidman’ın incecik vücudunu aynanın karşısında hayranlıkla seyrederken kendisini dönüp vurmuş bumerang arzusuyla sıvanmıştır. Tom Cruise ile birlikte yaptıkları varsayılan çocuk, burnunun ucundaki gözlüğü gibi bir aksesuardır adeta, o çocuğun ondan çıktığına inanmak için bin şahit gerekir. Kubrick zaten bu filmde bizi hiçbir şeye inandırmaya çaba göstermeyecek kadar gevşek bir olay örgüsü sunmuştur, bir sürü mantıksal boşluk bırakarak. Belki o da ölümün yaklaştığını ve işin anlamsızlaştığını sezerek. Ey dünya gidiyorum; sizi alışveriş merkezleri dışında nefes alamayan bir kuşakla bırakarak. Büyük hedefler sona ermiş, tüketmek kendisini tüketmek üzeredir.

Gilda olarak Rita

Oysa 50li yılların seksi kadınları kocaman göğüsleri ve geniş kalçalarıyla arzuları yayından çıkmış bir ok gibi fırlatırlar. II. Dünya Savaşı sona ermiş, baby boom, bebek patlaması dünyayı sarmış, ekonomiler canlanmış, üretim artmıştır; kanlı canlı, bir hedefe yöneldiğine inanmış bir dünyanın kadınlarıdır onlar. Neriman Köksal işte bu kadınlardan biridir. Rita Hayworth, Gilda’nın o ünlü sahnesinde kendisinden geçmişcesine şarkı söyler: “Put the blame on mame, boy”, suçu anneye yükle çocuk… Çocukken Rita Hayworth’un uzun eldivenini kolundan savuruşuna, saçlarını şehvetle geriye atışına bakarak doğrudan bir meşk şarkısı sandığım şarkının sözlerini sonradan öğrendiğimde şaşırdım. San Fransisco depreminden sonra herkes tabiat anayı suçladı diyordu şarkı. Bir depremle kendisine duyulan güveni sonsuz korkuya çevirecek toprak elbette ki bir kadındı, bir anneydi. Glenn Ford’un şarkının bitiminde ona attığı tokat, herkesi baştan çıkaracak hareketlerinin çağrıştırdığı güvensizliğin öcüydü tabii. Toprak ana gibi kendisinden beklenmeyeni yapmıştı kadın, cezasını bulmalıydı; “suçu anneye at çocuk, suçu anneye at…”
Ana tanrıçanın vatanı Anadolu yıllardır sallanıyor, kendisine duyulan güveni tuzla buz ederek; Neriman Köksal, o geniş kalçaları bereketli ama bir o kadar ürkütücü kadın, hasta yatağında onu yaşayacağına ikna etmeye çalışanlara artık ölmek istiyorum diyordu, artık yeter. Zamanının bittiğini biliyordu, bir daha geri gelmemek üzere.
Suçu anneye at çocuk, suçu anneye at…

Nazlı Ökten

Advertisements
Leave a comment

2 Comments

  1. Olağan üstü yazıyorsunuz.

    Reply
  2. Teşekkürler. Yazmak bazen o kadar zorluyor ki bunları duymak iyi geliyor.

    Reply

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: