LOUISE BOURGEOIS: HATIRALAR AĞININ DOKUMACISI

Louise ve La fillette

Küçük kız, tüccar babasının dünyanın her yerinden getirdiği antika halıları annesiyle birlikte tamir ederken, püriten Amerikalı alıcılar rahatsız olmasın diye aşk meleklerinin penislerini keser ve annesinin düzenli bir şekilde bir kenara ayırdığı bu penislerin yerini, başka halılardan kestikleri çeşit çeşit çiçekle doldurur. Yıllar sonra Robert Mapplethorp onu koltuğunun altında latex bir penisle (ünlü La Fillette) fotografladığında, yüzündeki muzip gülümsemeyi, “onu korkunç bir şey olarak taşımadım, sevdiğim için taşıdım, üç oğlum ve kocam sayesinde erkeklere bakmayı öğrendim” diyecektir. Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki çıplak erkek modelin ereksiyonunu gördüğünde onun adına üzüldüğünü, bir erkeğin de zayıf düşebileceği durumlar olduğunu ilk kez o zaman anladığını söyler. Fallusun bu çokanlamlı varlığı, Bourgeois için vazgeçilmez bir tema olarak kalacaktır. Tıpkı babasıyla bitmeyen hesaplaşması gibi. Eskilerin dediği gibi nobran bir adam olan babasının yemek masasında tüm aileye verdiği bitmek tükenmek bilmez rahatsızlıklardan kurtulmak için hep birden üzerine atlayıp onu yediklerini hayal ettiğini söylemekten kaçınmayacaktır. Destruction of Father’a [Babanın imhası] kaynaklık eden bu fantezidir. Zaten kimileri “itiraf sanatı” adını verecektir, modern sanat tarihinin neredeyse tüm akımlarıyla kesişmiş çalışmalarına. Louis Bourgeois, 1930’lardan bu yana ürettiği halde, çalışmaları ancak 1980’lerde sanat dünyasında gerçek bir kabulle karşılanmış, kendisine feminist demese bile özellikle feminist sanatçılar için bir tür deniz feneri olmuş, kendisine gerçeküstücü demese bile gerçeküstücülüğün ve soyut dışavurumculuğun yaşayan son örneklerinden sayılmıştır.

Örümcekanne

Tate Modern’da sergilenen dev örümcek Maman [Anne] modern sanatla ilgilenmeyenlerin dahi büyük medya ilgisi nedeniyle aşina olduğu bir tür alamet-i farika haline gelmiştir. Ev, Femme-maison’daki evleşmiş bedeninden çıkmak için yardım isteyen bir el uzatan kadından, devasa örümceklerine kadar esas temalarından biridir. “Ben duyguları cüssesinden büyük bir kadınım” derken, neredeyse bina ya da oda boyutunda büyüttüğü örümceklerin annesini temsil ettiğini de söyler. Altına girip korunmak, saklanmak ister. Dünyanın en çabuk dağılabilir evidir örümcek ağı ve Louise Bourgeois’ya göre her evin üzerinde bir giyotin sallanır. Geçmişi yok eden bugündür giyotin ama aynı zamanda acımasızlıktır ailede biriken. Geçmişi elle tutulur hale getirip ondan kurtulmak istiyorum diyecektir heykeli neden sevdiğini anlatırken. Hatırlamak, nesnelerde somutlaştırmak ve kurtulmak. Tıpkı kadınların yüzyıllardır oyalarla, dantellerle, dokumalarla, çömleklerle yaptıkları gibi. Söylenemeyenleri dokunulabilenlere dönüştürmek ve akıl sağlığını korumaya çalışmak, her türlü baskıya rağmen. Bir kızılderili efsanesine göre dünyanın karanlıkta kalan tarafını aydınlatmak için bir parça güneş almaya giden örümcek nine yanında bir parça kil götürür. Oraya vardığında kurumuş olan kil kabın içine biraz güneş koyar ve karanlığı aydınlatır. Zamanla güneşleri azalan canlılar, onun ağını takip ederek bir parça güneş alıp aynı yoldan geri gelirler. Belki de bu yüzden çoğu kadın sanatçı için bir yol göstericidir Louise’in örümcekleri. 98 yıllık bir ömür düşünün: hatırlayarak, hayal ederek, düşünerek, çalışarak geçmiş bir ömür. Küçük bir kadın düşünün, duygularım benim şeytanlarımdır diyen. Yarattığı nesnelere tutunan, kimi zaman da onları acımasızca itip kakan bir örümcek nine. Yanılsamalar ağının dokumacısı.

Nazlı Ökten

1+1 için 2010

Örümceknine
Advertisements
Leave a comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: