Samimi bir özür mümkün müdür?


Güncel medyanın diliyle konuşacak olursak dün Türkiye için tarihsel bir an yaşandı. Devlet yanlış yapmaz dilinden ilk kez geri adım atılıp (başka bir parti ve başka bir dönemse de suçlanan) Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, devlet adına özür dilediğini söyledi. Bu özür dileme şekli çoğumuzun hiç hoşuna gitmedi. Mekân : neden Meclis değil parti grup toplantısı ? Zaman : samimi bir pişmanlıktan ziyade bir oy toplama çabası mı ? Muhatap : CHP’nin tarihsel sorumluluğunu vurgulamak bir hasmı saha dışı bırakmanın bir yolu mu ? Nesne : ya 1915 ve Sivas ? Soruları çoğaltmak mümkün ama hepsinin ortak noktası bu özrün, siyasi hesap meselesi olarak görülmesi. Peki öyle olmayan bir af dileme mümkün mü gerçekten ? Hesapsız bir siyaset, samimi bir tarihsel özür mümkün müdür ?

1999 yılındaki seminerini bu konuya ayıran Fransız filozof Jacques Derrida, 2. Dünya Savaşı’ndan beri uluslararası sahnede af dileme durumlarının çoğaldığını, yirminci yüzyılın sonundan itibaren daha da ivme kazandığını belirtirken, devlet başkanlarının, kilise yetkililerinin, şirket yöneticilerinin, temsil ettikleri kurum adına kullandıkları dile dikkat çeker. Derrida’ya göre af (pardon kelimesi Fransızca’da hem af dilemeyi hem affetmeyi içerir) ne denli soru işaretleriyle yüklü bir kavramsa da, bu dilin, biçimin, sahnenin dinsel bir mirasa, (Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık bir arada düşünülürse İbrahimî bir mirasa) aittir. Bu, evrenselleşme yolunda olan bir pratiktir ve bir sahneleme şekli ortaya çıkarır. Özellikle Nürnberg mahkemeleriyle ortaya çıkan, uluslarası şekilde kurumlaşmış hukuki bir kavram olarak nitelediği İnsanlığa Karşı Suçlar’ın oluşturduğu kurucu dile bakar. Ve bu dili, gerçekten hiçbir zaman mümkün olmayan bir af dileme durumundan ayırır. İnsanlığa Karşı Suçlar, İnsan Hakları ve Egemenlik meselelerinin siyasal söylemi ve kamusal alanı hiç olmadığı kadar kapladığını vurgular. Şiddetle kurulmamış ulus-devlet (aslında kısaca devlet) yoktur ve Derrida’yla düşünmeye devam edersek, bu kurucu şiddetle yüzleşmenin bugün küreselleşmenin ortak siyasal dilinin gereklerinden biri halini aldığını söylemek mümkün olabilir.

Yirminci yüzyıl sonunu saran bu suçluluk dalgasını, otomatik ritüel, ikiyüzlülük ve hesapçılık kelimeleriyle nitelemekten kaçınmaz. Nedeni ne kadar soylu olursa olsun (uzlaşma, nedamet, selamet) amacı olan bir af dileme, bir yas çalışmasıyla, bir tür ortak hafıza terapisiyle, (ulusal, kurumsal, psikolojik ya da toplumsal) bir normalliği kurmaya çalıştığında, saf, katıksız bir af dileme olmaktan çıkar. Bir af jeopolitiği adını verdiği şeyin oluşma nedenlerini ve onu felsefi anlamda gerçek bir aftan ayıran şeyi kurcalar.

Derrida’ya göre sanki bütün bir insanlık aynı hareketle sarsılır gibi, kendisine, « insanlığa » yönelik suçlardan dolayı bir özür gösterisi sahneye koymaktadır. Türkçe’de küreselleşme olarak nitelediğimiz, Fransızcada mondialisation (monde : dünya) denen süreci mondialatinisation (yani dünyanın, Roma Katolik Kilisesinden bağımsızlaşan bir Hıristiyanlaşma etkisiyle latinleşmesi) olarak tanımlarken, bir tür günah çıkarma pratiğinin yaygınlaştığını iddia eder. Foucault’nun modern psikolojinin doğuşuyla, Batı tipi öznelliğin oluşumuyla Hıristiyan günah çıkarma pratiklerini ilişkilendiren analizlerini hatırlarsak, bu süreci, Batı Avrupa tipi (ya da modern ya da kapitalist, nasıl isterseniz) bir bireyleşmenin ve toplumsallaşmanın oluşturduğu hakim dilin, dolayısıyla kullanılması meşru olan dilin yaygınlaşması şeklinde görebiliriz. Dolayısıyla burada söz konusu olan dinsel inanışların metinsel içeriklerinden ziyade, toplumsal pratikleridir.

Bugün Dersim’le başlayan, yarım, kırık, yanlış ama zaten her durumda öyle olmaya mahkum özrü, belki de bir toplumun insanlık sahnesinde meşru bir oyuncu olarak rol almaya devam etmesi için atılması zorunlu adımlardan biri sayabiliriz. Bunun pir ü pak bir demokrasi yaratmak için yeterli olacağı hayaline kapılmadan elbet. Evet daha iyi bir özür mümkün ve gerekliydi ama samimi bir özrün mümkünlüğü soru işareti, sadece Türkiye gibi yarım, eksik, kırık demokrasiler için değil, buradan bakışla tam olduğunu hayal ettiklerimiz için de.

Nazlı Ökten

Benim kırık dökük özetlediğim, Derrida’nın bu meseleyi tartıştığı Fransızca’daki daha kolay erişilir metinlerden biri : Le Monde des Débats’da çıkmış bir yazısı için
http://www.jacquesderrida.com.ar/frances/siecle_pardon.htm

Advertisements
Next Post
Leave a comment

2 Comments

  1. Günün birinde eğer kaldığım yerden devam eder bir milim yol katedersem sizinle la grammatologie hakkında konuşmak isterim.
    Fransızca orijinalinde 1/3ünü özet notlar alarak okumaya çalışmıştım!!!doktora dersinde. orada kaldı notlarım hala duruyor. zaten TR olarak yayınlanmak üzere olduğunu duydum bir yerlerden doğruysa eğer.
    sevgiyle kalın!

    Reply
  1. Mafia. Omerta. Amen. Sopranoların Sessizliği « kadınbedensahnedünya

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: