Çağdaş sanat neye yarar ya da huzursuz ruhlardan öğreneceğimiz ne var?

«Entarteti Kunst»

Düşünmeye ihtiyacınız, arzunuz, haliniz yoksa çağdaş sanat size hiçbir şey söylemez. Söylemediği gibi, bu saçma sapan şeyleri sanat diye yutturmaya kalkanların sizi aptal yerine koyduğu hissi, ortak bir kanıya dönüşür. Sıkılan zenginler için bir tür eğlence midir bu (yoksa neden büyük sermaye çağdaş sanatla bunca iç içe olsun), küçük burjuvazinin kültürel iyi niyetinden faydalanan bir faaliyet alanı mı (entelektüel oyalanmanın, süslemenin başka bir biçimi mi)? Çağdaş sanata bu şekilde bakmadan önce unutmamamız gereken bir şey var. Düşünmeye gerçekten ihtiyacımız var mı? Düşünmemizi kışkırtan, bize soru sorduran, başka türlü bakmayı öğreten sanat alanını, basit bir propaganda ya da katarsis alanı olarak mı tanımlamalıyız? Nazilerin kültürel hamlelerinden biri, soyut resimlerden oluşan karma bir sergiyi, dejenere sanat başlığı altında gezdirmeleriydi. Mesaj şuydu : Bakın bu eciş bücüş suratlara benzetip, dejenere etmek istiyorlar neslimizi. Soyut resim (çağdaş sanatın emekleme dönemi  olarak görebiliriz) neden Naziler için bunca tehlikeli görülüyordu? “Başka türlü bakmak”, totaliter rejimlerin buyurduğu bakma, görme, duygulanma, düşünme tekilliğini tehdit ettiği için mi?

Düşünme faaliyeti, insanı akıldan ibaret sayan kartezyen ilkenin, cogito ergo sum, « düşünüyorum öyleyse varım » ilkesindeki zorunlu/gerekli/yeterli bir varlık koşulundan fazlasını gerektirir. Çoğu kez düşünmeden düşünürüz, bebekliğimizden başlayarak bizi iyi ya da kötü deneyimlerle kuşatan kokular, tatlar, hareketler, sesler, nesneler ve hatta gökyüzü, deniz, dağ, bozkır ya da binalar, içimizde oluşan karmaşık mekanizmanın şekillenmesine yardımcı olurlar. Pierre Bourdieu, bunu, toplumsal hayattaki deneyimlerimizi, kararlarımızı içinden geçiren bir matrise benzetir. Bedenimiz, sadece zihinsel düzlemde tanımlayamayacağımız bir hafızayla çalışır. Düşünme faaliyeti de çoğu kez bizi saran dış nesneler üzerine fikir yürütmek olarak algılanır. Çağdaş sanat, bir süredir, hem sanatçının doğrudan bedensel varlığını da içeren işlerle, hem de izleyicinin fiziksel olarak dahil olabileceği işlerle, bu deneyim/düşünme, zihin/beden, yaratıcı/izleyici ikiliklerini sorguluyor ve aşmaya çalışıyor.

Kutluğ Ataman’ın Mezopotamya Dramaturjileri sergisini gezmeye giderken, önceki deneyimlerimden kaynaklanan izlenimim, yine bir yandan irkilten, bir yandan tuhaf bir şekilde içine alan işlerle karşılaşacağımdı. Eskiler ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabilir derler, Ataman benim gözlemime göre, bunu zorunlu ve edilgen bir sonuç gibi değil, bilinçli bir seçim gibi taşıyan bir sanatçıdır. Yani ne Musa’ya yaranmak ister, ne İsa’ya. 2007’de gerçekleştirdiği, sanatçının dansöz giysileri içinde ağzında koca bir sakızla dans ettiği  Türk Lokumu, Turkish Delight, bana göre, kendisini egzotikleştiren Batılı bakış kadar, varlığını ve sanatını hoyratça yok saydıktan sonra uluslararası tanınırlığının ardından “başarılı oğlumuz” olarak sahiplenen bir Türkiye bakışına da meydan okur.  Serginin hemen girişine yerleştirilen belgeselde, kendi sanatı üzerine “sessiz çoğunluğa ses vermek” gibi, eseri sanatçının soyluca bahşettiği bir fedakarlıkmış gibi sunan,  yukarıdan bir adlandırmayı reddederek, bir tür “siyaseten doğrucu okumanın” önüne geçer. Aslında bu tür bir okuma, işlerine erişimi kolaylaştıracak ve rahatlatacak bir araçken, bunu elinin tersiyle itmeyi, “rahatsız edici” kalmayı tercih eder.  Belki gereksiz bir karşılaştırma gibi gelebilir ama Türkiye’deki sanat uzamında bir konumlanma yapmak gerekse, Çağan Irmak filmlerinin karşı ucuna Kutluğ Ataman’ın video işlerini koymak mümkün olur. Biri Aristo’nun sanata yüklediği katarsisin çok başarılı örneklerini verirken, diğeri bir yapıbozumu hamlesiyle söylem kırıcı rolünü üstlenir. İnsanı göz yaşlarına boğup rahatlatmak yerine, tedirgin edici bir yerinden oynamışlık hissiyle baş başa bırakır.

Kule

Roma’daki Trajanus Sütunu’ndan esinlenen video heykeli Kule’de her türden baskıyla susturulmuş insanlara, Doğu Anadolu köylülerine (sergi kataloğunda Kürt kelimesini kullanmamak bir tür kolaycı siyasi göndermeden kaçınan Ataman’ın seçimi mi, sergiyi düzenleyenlerin fikri mi bilemedim), hayatlarının en önemli anını düşünerek, hiçbir şey söylemeden kameraya bakmalarını ister. İnsanları kameranın ardından konuşturabilmek ve kendileri hakkında bir anlatı oluşturmak üzere onları cesaretlendirmek, Semiha B. Unplugged’dan beri, Ataman’ın işlerinin merkezinde yer alan bir mesele ve Kule’deki sessizlik, bana, anlatının sözel düzlemden, beden, mekân, nesne ilişkileri bağlamına taşınması açısından ilginç geldi.

Tuhaf Mekân

Anlatının olanaklarını her açıdan zorlayan biçimlerle karşımıza çıkan Ataman’ın ne zamandır merak edip izleyemediğim Aya Seyahat’i, Tuhaf Mekân’la birlikte benim için serginin en yüksek anlarından birini oluşturuyordu. İkiye böldüğü ekranın bir yanında İtalyan yeni gerçekçi sinemasından fırlamışa benzeyen (tavana bakıp düşünen motorcu benim için bir Vittorio de Sica filmi kahramanıydı) dondurulmuş karelerinden bir fotoromanla anlattığı, bir ay yolculuğu planlayan bir köyün hikayesi, diğer yanında, bu olayın siyasi, sosyolojik, bilimsel boyutları üzerine fikir beyan eden uzmanların görüşleri, gerçekten de Tanpınar’ın mirasını sahiplenen yeni adını (Saatleri Ayarlama Enstitüsü) yirmi birinci yüzyılın başında çağdaş sanatta taşınabileceği en cesur düzlemde taşıdığını gösteriyor.

Bazı ruhlar huzursuz, bazı zihinler dur durak bilmezdir. Kendi üzerine düşünmeye niyeti olan bir toplumun yaklaşımı, onların bu daha derine, kimi zaman inilmemiş karanlığa yuvarlanan, huzursuz koşusuna bir yerinden katılıp kendi bilinçdışını görmeye çalışmaktır. Çünkü sanat sadece çıkılmamış bir yüksekliğin ışıltısında parlayan gelecekten ibaret değildir. Çünkü sanatın hası, bütün soruları bilimden, siyasetten, felsefeden önce sorar. Greg Wolf, Boğaziçi Üniversitesi’nde yıllarca resim derslerine, çoğu mecbur olduğu için girip yalandan bir şeyler çiziktiren öğrencilerine kurduğu birkaç cümleden birinde şöyle derdi: sanat sizi düşündürtür, ne düşünmeniz gerektiğini söylemez.

NAZLI ÖKTEN

Çağdaş sanatta insansonrası kavramı için daha önce yaptığım kısacık bir çeviriyi de -talihsiz imla hatalarına dokunmadan- ekliyorum: posthuman

Advertisements
Leave a comment

2 Comments

  1. Teşekkürler “zeytinolsa” sayenizde Paco Pomet’in tuhaf dünyasını keşfettim

    Reply
  1. Art by zeytinolsa - Pearltrees

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: