Allahtan çocuklar bu korkudan azade. Ne kentsel biliyorlar, ne dönüşüm

Kağıthane’de çektiği fotografları görünce Ayfer’in yakasına bir kez daha yapıştım bir not düş diye. Ekümenopolis’i birlikte seyrederken, benim gibi onun da içinden bir şeylerin koptuğunu hissediyordum rahatsız kıpırdanışlarından, derin iç geçirmelerinden. Bir şehir gözümüzün önünde insanlarını püskürtüyordu, daha çok sermayeyi içeri almak için. Çingene mahalleleri de payına düşeni fazlasıyla alıyordu bu “dönüşüm” adı altındaki bir nevi sürgünden. N.Ö

Çingenelere Roman demeye bir türlü alışamadım. Çingene sözcüğünün zihinde yüzlerce renk uçuşturan bir melodisi var. Yüzlerce yıllık aşağılanmaya, itilip kakılmaya inat, eksilmeyen bir yaşama sevinci, müziğin ruhunu ele geçirmişlik, çiçeklerin tanrısı-tanrıçası olmuşluk, bu yalan, bu adaletsiz, bu “bat dünya bat” dünyanın kıçına bir tekme vurmuşluk, her şeye rağmen neşe içeriyor.

Oysa bir şeyleri örtmek, günahları gizlemek, kirletilmiş olanı yürürlükten kaldırmak için sonradan icat edilen bütün sözcüklerde olduğu gibi, Roman sözcüğünde de Çingene’nin sahip olduklarını ifade etmeye yetmeyen bir kuruluk, bir pasiflik var. Gerçi Roman yanlış veya uydurma bir sözcük değil. Çingene topluluklarının konuştuğu dillerden birinde “Rom” insan demek, kendilerine Roman diyerek insanız diyorlar. Ama gene de Roman bence Çingenelerin bir şenlik gibi yaşadıkları hayatın gücünü yeterince aktaramıyor.

Bu nedenle, http://www.cingeneyiz.org adlı internet sitesinin Çingene sözcüğünü sahiplendiğini görünce sevindim. Sitenin açılış sayfasında diyor ki, “Romanlar, Abdallar, Elekçiler, Domlar, Lomlar, Mırtipler! Çingene olarak adlandırılan veya kendisini Çingene olarak kabul eden herkes! Burası sizin siteniz!” Sitede, tarihlerini, atalarının çektikleri acıları anlatan bir yazı şöyle bitiyor:
“Olduğum şeyle gurur duyuyorum! Herkes bilsin! Ben bir Çingeneyim!”

İstanbul’un Çingene mahallelerinde, o bitimsiz yaşama sevinçlerini ara ara delip geçen bir korku var bugünlerde. İstanbul’un kentsel dönüşüm planlarından paylarına en haşin olanın düşeceği korkusu. Kentsel veya belediye ve dönüşüm veya plan sözcüğünü duydukları an, yeni bir haber var mı, karar çıkmış mı, ne olacakmışız gibi sorular birbirini kovalıyor. Bu kısa ömürlü sorular-cevaplar sırasında yüzlerini kaplayan karamsarlık ilk notayı, ilk ritmi duyuşlarıyla, ilk rast geldikleri kahkahayla uçup gidiyor, bir süre tekrar yüzlerine oturmak üzere.

Allahtan çocuklar bu korkudan azade. Ne kentsel biliyorlar, ne dönüşüm. “Bizi de çek, bizi de çek!” diye koşturuyorlar peşimden. “Gülün,” diyorum, gülüyorlar. Bana da onların gülüşlerine sığınmak kalıyor.

Ayfer Tunç

Advertisements
Leave a comment

2 Comments

  1. teşekkürler nokten! Elinize sağlık

    Reply
  2. Aman efendim rica ederim Ayfer Tunç’a teşekkür etmek gerek. Ben sadece aracıyım.

    Reply

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: