Richard Sennett anlatmış gençlerin işsizliğini, Türkçeleştirdim: Kuzuların Sessizliği

İşler nerede?

Richard Sennett, ne yazsa ilgiyle okuduğum sosyal bilimcilerden biri (üstelik yemek yapmayı ciddiye alıyor ki bu beni özellikle ilgilendiriyor) . Corrosion of Character (Karakter Aşınması: Yeni Kapitalizmde İşin Kişilik Üzerindeki Etkileri), The Hidden Injuries of Class (Gizli Sınıf Yaraları) ve The Culture of New Capitalism (Yeni kapitalizmin kültürü), yaşadığımız zamanları anlamak için sadece sosyal bilimcilere değil, şu ya da bu şekilde yaşadıklarını, içinde bulundukları dünyayı anlamlandırma peşindeki herkese hitap edebilecek kitaplar. Bir kongrede kendisini dinlerken hiçbir sahtelik içermeyen tevazu ve içtenliği, akademide az bulunur özellikler olduğu için beni ayrıca şaşırtmıştı. Guardian’da gençlerin işsizliğiyle ilgili yazısını ve özellikle öğrencilerine yönelik kişisel tonunu gördüğümde ilk aklıma gelen, daha çok insanla paylaşmak için Türkçe’ye çevirmek oldu.(Sadece İngilizce bilmeyenler açısından değil, İngilizce bilenlerin bile kimi zaman yabancı dilde okumaya üşendiğini gözlemliyorum) Hızlıca yaptım; hatalara ya da aksak söyleyişlere rastlarsanız uyarmakta tereddüt etmeyin. İngiltere bir çok tarihçi için kapitalizmin anavatanı ve geç kapitalizm, ileri kapitalizm, neoliberalizm ne diyorsanız artık, tüm bunlar açısından da tarihsel bir laboratuar oluşturan bir ülke. Casino banking dedikleri kumarhane finansının da Thatcherism’le ifade edilen demir yumruklu laissez faire‘in de memleketi. Bu adada neler olup bittiği, bu yüzden önemli. Sennett Rus göçmeni bir aileden, Chicago’da doğmuş olmasına rağmen aslen İngiltere’den konuşan ve kamusal entelektüel figürünü, talking head (konuşan kafa; televizyonda hergün onlarla fikirlerini çılgınca bir tutkuyla savunurken karşılaşıyorsunuz) kıvamına düşmeden ayakta tutmayı başaran bir sosyal bilimci. Çalışma hayatı, iş dünyası, uzun süredir üzerinde çalıştığı mevzular.

İş bulma, işini kaybetme korkuları, giderek daha çok insanı derinden etkiliyor. Beyaz yakalı işsizliği, 21. yüzyılın başında birbirini izleyen krizlerle yaşadığımız sarsıntılar aracılığıyla tanıştığımız görece yeni bir olgu. Geçmişte, üniversite eğitimi neredeyse ömür boyu bir iş güvencesi sağlarken, günümüzde, çok kişi arasından elemeye yönelik uzun bir listedeki maddelerden biri. Üniversite yönetimlerinin bunu, iş dünyasıyla yeterince bütünleşemediğinin bir işareti sayıp, giderek eğitimin akademik içeriğinden çok pratik sonuçlarına yöneltecek eğitim politikalarını desteklemesi, üniversiteyi içinden gelip geçilecek demirden bir boruya çeviriyor öğrenciler için. Bu açıdan bakıldığında Sennett’in hem öğrencileri hem üniversite eğitiminin içeriği konusundaki kaygıları Türkiye için de çok şey ifade ediyor. Türkiye’de örneğin sosyal bilimlerde, üniversite eğitiminin neredeyse ilk iki yılını üniversiteye giriş sınavından yorgun argın ve test sistemiyle zihinleri düzlenmiş şekilde gelen öğrencilerimizi düşünmeye davet ederek, diğer iki yılı ise, üçüncü sınıftan itibaren iş bulma, çalışmaya başlama telaşına düşen öğrencilerimizi okulda tutmaya çalışarak geçiyor (tabii bunu, akademiye inancını koruyan öğretim üyeleri açısından söylüyorum, başka bir grup için sınıf kapısı kapalı olduğu ve öğrenciler içeride tutulduğu sürece sorun yok!).

Üniversite eğitiminin demokratikleşmesi çok yeni; bunu izleyen süreçte, hızla üniversitelerin kendi aralarında çeşitli kriterlerle bir hiyerarşiye tabi tutulması (A.B.D’de Ivy Ligue örneği) ve bu kriterlerin de öğretim üyeleri üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi üniversitenin varoluş koşulları konusunda ciddi kaygılara neden oluyor. Bu açıdan üniversiteyi, lise ve çalışma dünyası arasında mecburi bir geçiş yeri değil, bir düşünme/sorgulama/üretme alanı olarak korumak ya da o hale gelmesini sağlamak (Türkiye’de üniversitelerin YÖK’le ayrı bir darbe aldığı unutulmamalı) bilgi üretimini ciddiye alan her ülkenin meselesi olmalı.

N.Ö

Yazının aslı için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz.

http://gu.com/p/38nqn

Richard Sennett

BU, ÇOCUKLARIN SORUNU DEĞİL

Richard Sennett

Hepimiz biliyoruz, varolan çok az işin peşinde, çok fazla insan var. Bu, özellikle, bulabildikleri taktirde yeteneklerini de kullanmadıkları işlerle karşı karşıya olan genç mezunlar için bunaltıcı. Son on yıldır, kendi öğrencilerimle bu hazin tabloyla başa çıkmanın yollarını konuşuyorum; çözümler var tabii ama hiçbiri iç açıcı değil.

Avrupa’da neden iş olmadığı sır değil. Avrupa 30 yıl önce imalat işlerini dünyanın diğer yerlerine ihraç etmeye başladı. Bugün, Brezilya, Çin ve Hindistan gibi ülkeler, Avrupalılar’ın kendileri için saklamayı düşündükleri yüksek beceri gerektiren işleri geliştiriyorlar. İngiltere, finansal hizmetlere tutundu ama Şehir [the City, Londra’nın tarihi kent merkezi, aynı zamanda barındırdığı finans kurumlarını genel olarak adlandırmak için de kullanılıyor.çn], ülkenin açığını kapatamaz.

Bir anlamda, üniversiteler bu işi daha da kötüye götürdüler. Lisansüstü düzeyde, aşırı yüksek harçları ödeme gücü olan yabancıları daha çok kabul ediyorlar: lisansüstü dersler 15,000 £’a kadar mal olabiliyor ve bu seviyede İngiliz öğrenciler için çok az mali destek var. Yani ülke, işler kadar, becerileri de ihraç ediyor. Eğer Theresa May [daha önceki hükümet döneminde İç İşlerinden, halen Kadın ve Eşitlikten sorumlu muhafazakar bakan.çn] olsaydınız, çözümün yabancıları dışarıda tutmak olduğunu düşünebilirdiniz, ama kendi öğrencilerimiz için devlet desteği olmadan bu yüksek lisans ve doktora programları çökerdi.

Peki kişisel düzeyde bir çocuk ne yapmalıdır? Öğrencilerimle araştırdığım çözümlerden biri, dışarıya göç. Gerçekten de İngiliz diplomalarına talebin çok olduğu Latin Amerika ve Uzakdoğu’da, İngiliz mezunlar için çok sayıda iş var. Her zaman olduğu gibi, göçün insani bedeli kişisel olarak çok yüksektir. Sosyal teori gibi özel bir konuda ders verdiğim için meseleyi kendi öğrencilerime şöyle anlatıyorum: işinizi, evi terk edebilecek kadar çok umursuyor musunuz? Giderek daha fazla öğrenci olumlu cevap veriyor.

Daha az şiddetli bir cevap “esnek” işgücü piyasalarını içeriyor: “esnek”, iş güvenliği olmayan ve ilerlemesi umutları çok sınırlı kısa dönemli çalışma anlamına gelir. Eğer mevcut hükümet böyle devam ederse ve işverenler aklına estiklerinde işten çıkarma yoluna giderlerse , emek, bu şartlar altında daha da esnek hale gelir. Öğrencilerimin bununla başa çıkma yollarından biri, kitap yazmak ya da gönüllü işlerde çalışmak gibi kişisel olarak anlamlı türden gece işleriyle tahammül edilir hale gelen geçici gündüz işlerinde çalışmak. Ancak bu, sadece yüksek motivasyonlu, iç dünyalarına dönük çocuklar için bir çözüm ve kalın duvarlı bir psikolojik sığınak gerektiriyor; gündüzün stresi, güvensizliği ve depresyonu gecenin çıpasını yerinden sökebilir.

Efendilerimiz, müteşebbisi kutsuyorlar ve öğrencilerimden çok azı için, eğer başarısız olmaktan korkmazlarsa, yeni bir iş kurma seçeneği var. Küçük işletmelerin yaklaşık% 60’ı birinci yılında, %76-80’i ilk üç yılda esas olarak sermaye yokluğundan başarısız oluyor. Kooperatif bir gıda ağı kuran bir Kant öğrencim ve lezbiyen tanışma hizmeti veren bir Hegel öğrencim (Usta kimbilir ne derdi?) var; pişman olmaktansa başarısız olmak daha iyidir diye düşünüyorlar ama bu tüm bir jenerasyon için uzun vadeli bir reçete olamaz. Mevcut durumda gücüme giden, kapitalizmin yapısal bir sorununun, gençlerin hayatlarına, kişisel sorunları olarak boca edilmesidir; yurtdışına göç etmek, yeni bir iş kurmak ve gece işleri bazılarına yardım edebilir ama sistem aynı şekilde devam eder.

Buna rağmen, hükümet, iş çevreleri ve üniversiteler isterse genç mezunları gerçekten kayıp bir nesil olmaktan kurtaracak yollar var.

Bunlardan en kuvvetlisi iş-paylaşımı. Hollandalılar, devletin de mali desteğiyle tam zamanlı bir işi iki hatta üçe bölerek bunu denediler. Bu deneme, iş azlığını hayatın bir gerçeği olarak kabul ediyor ama işsizlik yardımının maliyetinden ve neden olduğu özgüveni mahveden koşullarından kaçınarak insanları işte tutacak şekilde karşılık veriyor.

İngiltere’nin, hem çıraklık sayısının azlığı hem de işte eğitime alınan gençlere karşı taahhüt yokluğuyla, gençler için çıraklığı kötü yönetme şekli karşısında dehşete düşmüştüm. Almanlar, meseleyi çok daha iyi ele aldılar: çok sayıda genç insan için işte eğitim sağladılar ve iş vaatleri gerçekti. Alman iş çevrelerinde nesiller arası bağın, mümkün olduğunda işi ihraç etmeyip ülkede tutmaya ikna etmesi tesadüf değildir; nesiller arası süreklilik, onların işletmelerine, bizim işletmelerimizin çoğunun sahip olmadığı bir sağlamlık ve ortak bilgi tabanı sağlıyor.

Bu açıdan, belki de şaşırtıcı olabilecek bir şekilde, üniversitelerin, gençleri iş dünyasına hazırlamayı, en azından şu anda yapmaya çalıştıkları şekliyle, bırakmasını istiyorum. Sorunun bir kısmı, yersiz bir uzmanlaşmadan kaynaklanıyor: eğer otelcilikte yiyecek-içecek hizmetleri lisansınız varsa ve bu alanda iş yoksa hapı yuttunuz. Üstelik, üniversiteler sözde pratik dersler alan öğrencilerin sayısını çoğaltarak, iş azlığı sorununu daha da kötüleşirdiler. Bu yıl İngiltere’de binlerce MBA’li öğrenci mezun olarak görece az sayıda iş için rekabet edecek. Genç insanlara entelektüel meydan okuma ve derinleşme kabiliyeti sağlarsak çok daha iyi ederiz ki üniversitenin amacı da zaten budur. Bu şekilde iş sayısı değil ama akademik girişimin bütünlüğü/dürüstlüğü artar.

Bugünün gençleri, kayıp bir nesilse bu, üniversite, hükümet, iş çevreleri onları başarısızlığa uğrattığı içindir. başarısızlığı önleyecek reçeteler var ama bu ilacı almak için İngiltere’nin inançlarını ve emek pratiklerini radikal bir biçimde gözden geçirmesi gerekmektedir. Bunun yerine, şimdiye kadar, kişinin iş dünyasında kendisine bir yer bulmasını kişisel bir sorun olarak kabul ettik.

Advertisements
Previous Post
Leave a comment

8 Comments

  1. Qunegond

     /  July 6, 2012

    Karakter Aşınması’nı merak ettim. Demir boru benzetmesi yerinde olmuş. Sadece üniversite ile kalmasın, tüm eğitim sistemine uzanabilir. Amaç zaten steril çocuklar yetiştirmek değil mi:-)

    Reply
  2. parantezici

     /  July 6, 2012

    Sennett’in bu aydınlığı yeni ve daha da vicdansız kapitalizmin gözlerine perde indirdiği gençleri uyandırır mı bilmem ama en azından gelecek sürpriz olmayacak.

    Reply
  3. şeniz baş

     /  July 8, 2012

    karakter analizi tam bir 19. yy ve 20. yy çalışma hayatı özeti.. ruh erezyonu da denebilir

    Reply
  4. şeniz baş

     /  July 8, 2012

    Bu arada Türkiye’de bir dönem çok satılan bir kitaptı ve adını duymuş olabilirsiniz ” Kamusal İnsanın Çöküşü” kesinlikle okunmalı

    Reply
  5. sevillaportakali

     /  July 12, 2012

    Öncelikle yazı için teşekkürler, çeviri için elinize sağlık. Emrah Göker’in link verdiğiniz yazısında da belirtildiği ve Bilgi Üniversitesinde yoğun bir şekilde yaşandığı üzere, ‘akademisyen’ proleterleşir ama sendikaya bile katılamazken, ‘mezun’ da işe bile giremiyor. Üniversite her tarafından erozyona uğratılıyor. sennett’in bu noktada daha fazla uzmanlaşmaya karşı çıkması çok anlamlı zira tüm uzmanlıklar sadece üniversite arkasındaki sermayeye çalışıyor. Bilgi parçalandıkça kıymetsiz hale geliyor… Bilgi Üniversitesi’ni bile ne kadar az tartıştık aslında …

    Reply
  6. When someone writes an paragraph he/she maintains the plan of a user in
    his/her mind that how a user can know it. Therefore
    that’s why this paragraph is outstdanding. Thanks!

    Reply
  1. Paletleme Amirliği, 8 Temmuz 2012 « Emrah Göker'in İstifhanesi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: